DANS EDEMEYECEKSEM DEVRİMİNİZ SİZİN OLSUN

20/3/2006

SENİ SEVDİM

Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
"Uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve günışığı sislerden düşsel ovalara

Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
Yitik ceren arayı arayı anasını buldu
Adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
Soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı Ağustos dindi
Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi
                                                

                                             
Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar
Ve onların yoğun boyunlu kadınları
Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa
Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce
Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde
Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce
Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz
Senet senet satılmadan önce
Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp
Tanrı parsellenip kapatılmadan önce
Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin

                                 GÜLTEN AKIN...


 

19/3/2006

PARİS 1968

"Patron Sana Muhtaç
Senin Patrona İhtiyacın Yok"

19/3/2006

ANARŞİ VE CİNSİYET SORUNU emma goldman 1896

Kuvveti ve kasları solgun, çelimsiz zengin bebeler tarafından oldukça beğenilen, ancak emeği açlık kurdunu kapısından uzak tutmaya ancak yeten işçi sınıfı erkekleri, onlara sabahtan akşama kadar kölelik yapmak ve harcamaları düşük tutmak üzere her türlü çabayı sarf etmek zorunda kalan eşlere veya ev-hizmetçilerine sahip olmak için evlenirler yanlızca. [Kadının] kocasının acınacak ücretinin ikisinin de yaşamını sürdürmesini sağlamak için devamlı çaba sarfetmekten sinirleri o kadar gerilir ki, giderek asabi hale gelir ve --yazık ki kısa zamanda umut ve planlarının kül olup uçtuğu sonucuna ulaşacak ve evliliğin gerçekten de başarısız olduğunu düşünmeye başlayacak olan-- lordunun ve efendisinin sevgi talebini yerine getirmekte artık başarılı olamaz.

ZİNCİRLER GİDEREK AĞIRLAŞIR

Harcamalar azalmak yerine çoğaldıkça, evliliğinde çok az kuvveti olan, benzer şekilde kendini ihanete uğramış hisseden eş bu kuvvetinin tümünü de yitirir, ve devamlı açlık sıkıntısı ve korkusu, güzelliğini evliliğinin ardından kısa zaman içinde tüketir. Giderek ümitsizleşir, ev işlerini ihmal etmeye başlar; ve kendisiyle kocası arasında, onlara yaşamlarındaki keder ve yoksullukları göğüsleme kuvveti verecek hiçbir sevgi ve sempati bağı da olmadığı için, birbirlerine daha da sıkıca kenetlenmek yerine birbirlerine giderek daha fazla  yabancılaşırlar ve hatalarına karşı giderek daha tahammülsüz olurlar.

Milyonerlerin yaptığı gibi klübe gidemeyen erkek meyhaneye gider, ve kederini bira veya viski bardaklarında boğmaya çalışır. İhmal edilişini bir sevgilinin kollarında unutmaya çalışamayacak kadar onurlu ve herhangi bir meşru eğlence ve uğraştan faydalanmak için fazlasıyla yoksul olan erkeğin kederinin talihsiz ortağı ise, ev diye adlandırdığı sefil ve derme çatma yerin içine sıkışıp kalır, ve kendini bu zavallı adamın eşi yapan ahmaklığa kötü kötü lanet eder.
Ancak onların birbirlerinden ayrılmalarının hiçbir yolu yoktur.

ANCAK ONU TAŞIMAK ZORUNDADIRLAR

Ancak kanun ve Kilise tarafından boyunlarına vurulan zincir ne kadar canlarını yakarsa yaksın, bu iki kişi onun kırılmasına müsade etmedikçe kırılamaz.

Yasanın onlara özgürlük bahşedecek kadar merhametli olması için, özel yaşamlarının tüm detayları gözler önüne serilmelidir. Kadın, kamu oyunda ayıplanır ve tüm yaşamı alt üst olur. Bu utancın korkusu, kendisini ve pekçok kızkardeşini ezen insafsız sisteme karşı tek bir protestoya dahi girişmeksizin, onun evlilik yaşamının ağır yükü altında ezilmesine yol açar.

Zengin olan skandaldan sakınmak için buna katlanır --fakir ise çocukları uğruna ve kamu oyunun korkusuyla. Onların yaşamları ikiyüzlülük ve yalanın uzun bir sürekliliğidir.

Cinselliğini satan bir kadın onu satın alan adamları terk etme özgürlüğüne her zaman sahipken, "namuslu eş" ise onun canını yakan  birlikten [evlilikten] kendisini kurtaramaz.

Kilise ya da toplum öyle kabul etsin ya da etmesin, aşkla kutsanmamış, doğal olmayan tüm birlikler fahişeliktir. Bu gibi birliklerin toplumun ahlakını ve sağlığını azaltmaktan başka bir yanı olamaz.

SUÇLU SİSTEMDİR

Kadınları kadınlıklarını ve bağımsızlıklarını en yüksek fiyat teklif eden alıcıya satmaya zorlayan sistem, az sayıdaki kişiye arkadaşları [aynı toplumun üyeleri olan kişiler] tarafından üretilen refahla yaşama hakkı sunan sistemin bir dalıdır. Emeklerinin meyveleri, refahın satın alabileceği her türlü lüksün içinde yüzen bir avuç aylak vampir tarafından emilirken, [toplumun] yüzde 99'u ise ruh ve bedenlerini ancak birarada tutacak kadar [bir şey için] sabahtan akşama kadar güç koşullarda çalışmak ve kölelik yapmak zorundadır.

Bir anlığına yirminci yüzyıl toplumsal sisteminin şu iki resmine bakın.

Pahalı iç döşemeleri fakir erkek ve kadınların rahat koşullarda yaşamasını sağlayabilecek o muhteşem saraylara, refah sahiplerinin evlerine bir bakın. Refah içindekilerin oğullarının ve kızlarının akşam yemeği partilerine bir bakın; tek bir tanesi suyla kuru ekmeğe talim eden açlık içindeki yüzlerceyi doyuracak olan bunlar lükstür. Günlerini kendi kendilerini tatmin etmeye yarayan yeni uğraşlar --tiyatrolar, balolar, konserler, yatçılık, süs ve gösteriş ile sefahat için delicesine bir arayışla dünyanın bir yerinden başka bir yerine koşuşturma-- icat etmekle geçiren o moda düşkünlerine bir bakın.

ÖTEKİ RESİM

Hiçkimsenin sevgi dolu bir tek sözcük ve şefkat dolu bir ilgi sarfetmediği çocukları çıplak ve aç bir şekilde sokaklarda koşuşturan, cehalet ve hurafelerle büyüyen, doğdukları güne lanet yağdıran; asla bir parça temiz hava dahi soluyamadıkları karanlık, rutubetli bodrumlarda [hayvan sürüsü gibi] kümelenen, yırtık pırtık elbiseler giyinen, sefaletin tüm yükünü beşikten mezara sırtında taşıyanlara bir bakın.

Siz ahlakçılar, siz hayırseverler, bu iki resmin ürkütücü karşıtlığına bir bakın ve bana bunun suçlusunun kim olduğunu söyleyin! Yasal yollarla veya başka şekillerde fahişelik yapmaya itilenler mi, yoksa kurbanlarını böylesi bir ahlaki bozulmaya itenler mi?

Sebep fahişelikte değil, toplumun kendisindedir; özel mülkiyetin eşitsizliği[ne dayanan] sistemde, Devlet ve Kilise'dedir. Suçsuz kadınların ve çaresiz çocukların soyulmasını, katledilmesini ve onlara şiddet uygulanmasını yasallaştıran bu sistemdedir.

KÖTÜLÜĞÜN TEDAVİSİ

Bu canavar yok edilmedikçe, Senato'da, tüm kamu dairelerinde, zenginlerin evlerinde olduğu gibi keza yoksulların sefil barakalarında da var olan bu hastalıktan kurtulamayız. İnsanoğlu kendi kuvvetinin ve yeteneklerinin bilincine ulaşmalıdır; daha yeni bir yaşam, daha iyi ve onurlu bir yaşam başlatmak için onların özgür olması gereklidir.

Fahişelik, Saygıdeğer Dr. Parkhurst ve diğer reformcuların kullandıkları araçlarla önlenemez. [Fahişelik] onu besleyen sistem var oldukça sürecektir.

Tüm bu reformcular çabalarını, her türlü suçun babası olan sistemi yıkmak için mücadele edenlerinkiyle birleştirdikleri ve tam bir eşitliğe dayanan bir [sistem] --her bir üyesine, erkeğe, kadına ve çocuğa emeğinin ürününün tamamını veren, doğanın hediyelerinden faydalanmakta ve en yüksek bilgiye erişmekte tamamıyle eşit haklar sunan bir sistem-- inşa ettiklerinde, kadınlar kendi başlarına var olabilecek [ing. self-supporting] ve bağımsız olacaklardır. Erkek artık sağlıksız, doğal olmayan tutkulara ve kötü huylara sahip olmazken, kadının sağlığı da artık bitip tükenmeyen zorlu çalışma ve kölelikle ezilmeyecek, o artık erkeğin kurbanı olmayacaktır.

ANARŞİSTİN HAYALİ

Her biri, fiziki kuvvet ve karşısındakine ahlaki güvenle evlilik haline girecektir. Her biri diğerini sevecek ve saygı gösterecektir; ve sadece kendi refahları için değil, kendilerini mutlu edecek işlere yardım edecektir; aynı zamanda insanlığın evrensel mutluluğunu arzu edeceklerdir. Bu tip [bir] birliğin ürünü zihinsel ve bedeni olarak güçlü ve sağlıklı olacaktır; ebeveynlerini onurlandıracak ve saygı göstereceklerdir; bunu görevleri olduğu için değil, ebeveynleri bunu hak ettiği için yapacaklardır. Onlar bütün bir topluluk tarafından eğtilecek ve bakılacaklardır, ve kendi isteklerinin peşinden gitmekte serbest olacaklardır; ve onlara dalkavukluğu ve kendi arkadaşlarını [toplum üyelerini] soyma temel sanatını öğretmenin gereği kalmayacaktır. Onların yaşamdaki amacı kardeşleri üzerinde iktidar kurmak değil, topluluğun her üyesinin saygı ve takdirini kazanmak olacaktır.

ANARŞİST BOŞANMA

Erkek ve kadın arasındaki birliğin onlar için tatminkar ve hoş olmadığı ortaya çıkarsa, sessizce ve arkadaşça ayrılacaklar ve sevimsiz bir birliği devam ettirerek evliliğin pekçok ilişkisini bayağılaştırmayacaklardır.

Günün reformistleri eğer kurbanlara eziyet etmek yerine, çabalarını sebebi ortadan kaldırmak için birleştirirlerse, fahişelik artık insanlığın yüz karası olmayacaktır.

Bir sınıfı baskı altına almak ve bir diğerini ise korumak ahmaklıktan daha kötü bir şeydir. Bu bir suçtur. Siz ahlak sahibi erkek ve kadınlar, başlarınızı öte tarafa çevirmeyin.

Önyargılarınızın sizi etki altına almasına izin vermeyin: soruna önyargısız bir açıdan bakın.

Kuvvetinizi heba etmek yerine, el ele verin ve bu bozuk, hastalıklı sistemin yıkılmasına yardım edin.

Eğer evlilik yaşamı onurunuzu ve kendinize saygınızı çalmadıysa, eğer çocuklarım dediklerinizi seviyorsanız, onlar için olduğu kadar kendiniz için de kurtuluşu hedeflemeli ve özgürlüğü kurmalısınız. O zaman, ancak bundan [bu gerçekleştikten] sonra evlilik kurumunun [ing. matrimony] kötülükleri son bulacaktır.
 

19/3/2006

NEWROZ PİROZ BE.........

18/3/2006

kuyu

 

zamani takvimlerden cikariyorum
her an hersey baslayabilir
kutsal kitaplari degistiren seytan...........
sozumu geri almiyorum
bak bu gece yildizlar yer kabuguna daha yakin
butun gercekler bir anda ortaya cikabilir
insanlik bu gece tum tedirlik ve kaygisini ustunden cikarabilir
yankilari duyacaksin herseyin yankisini asik olucaksin yansimalara
ne guzel bir karmasa... ciplak bir ruzgar ve...................
labirentin ortasindaki kuyuya atiyorum seni
derinlerine cekicek seni en derine..derin derin nefes al
bosuna lanetleme hepimiz birer gunahkariz zaten
o arada isigi tutabileceksin ....yalnizligin ardinda
batakliklardan nefret etme bilge
batakliklarda saklanir fosiller
batakliklari gormezlikten gelme
en degerli kaynaklar onun derinindedir
batakliklardan tiskinme bilge
cicekler oralarda yeserir ..us umuz oralardandir

zihnimi dunyadan cikariyorum
her an hersey durabilir
ve ormanlar cogalabilir
bana elini ver yeni mitoslar yaratalim
celiskilerin parmak izi alindi anilarimizdan
omrumuzu hayatin icinden alan o dur
bak bu gece hersey nekadar da eflatun
cirilciplak ay isigi...hicbir seyin kabugu yok ...yerkabugunun dahi
tum maskeler dustu..tum kahramanlar vuruldu
sahipsiz degiliz inan
askin simyacisi secildik
onu bulup yeryuzune cikaricagiz
eflatun bitmeden tum imgelerini topla gel
bir tek sairlerse yalnizligin ardina giden yolu bilen
oyleyse daha ne duruyoruz

18/3/2006

sürgün den.....

bu gece yine kucuk kelebekler lambanin isigina toplandilar- onun sicakligi ve aydinligi etrafinda delicesine pervasizca ucusup daireler ciziyorlar ve sohbet ediyorlar

hastalanmis,
beyaz duvarlarin ortasinda ciplak bir yatagin beyaz carsaflarina dusmus yuregim-----kolumu kaldiracak mecalim yok-kekik ve ihlamur kaynatıp iciyorum----------oksuruyorum oksuruyorum, biliyorum birsey var aha tam suramda tukuruyorum ama sokemiyorum...hani bir sokup atsam.....

bir ates sarmis tum vucudumu  ilaclar getiriyorlar ic dussun atesin diyorlar------------blrakln birakin diyorum NEWROZ atesidir bırakın alnimda parildayip dursun ---------------------------------------
ama ne dostum var iste  ne de halayim


istanbulu anlat bana 

istanbul uyandiginda bak bana........... ESKISI GIBIMIYIM........  eskidikce dokulen dokuldukce curuyen bir fosil dibimiyim yoksa
eskidikce olgunlasan bekledikce yeni tatlar alan bir fosilmiyim

istanbul uyandiginda bak bana, sabah mahmurlugu,cay dumani,tas sokaklar,marti surusu, vapur dumani,simitci cagrisi,otobusler dolusu,carsilar kalabaligi bak bana

gecelerini anlat bana..... hecelerin ucustugu karanligi...isiklar sehridir orasi bilirsin...hani bir tiyatro cikisi bir sinema bitimi..hani sahil boylari uzun yuruyusler, kul asklar, kir bahceleri, sicak caylar, dusunceler ve dusuncesizlikler...........sulara dusmus
renk renk isiklarin yansisini ve yankisini bos sokaktaki ayak seslerinin
uzaklik arayisi.her daim pusuda bekleyen ayriliklar,pervasiz yigilan sorular  ve sarhos olmus zihnimizi.
kem gozler ortasinda urkeklikler sonra, el ele tutusabilmek yanmak...
cikarsiz ve karsiliksiz terimcesi platonik yani.....soguk yuzler ortasinda gulusmeler ve yuzumuzu asik tutan binlerce aski ...........
icimizdeki celladin oyunlari .....los isikli ortamlarda gizemcilik oyunu tabii canimiz yanmadan sadece gizemi oyuncak sandigimiz icin
gecenin beyazligidir orasi bilirsin celiskiler ,celiskiler, celiskiler
sehridir orasi bilirsin

bana taksimi anlat; taksilerine paramizin yetmedigi yeri.girdigimiz butun kultur merkezlerini, kulturune yandigim dergilerini...........
turku barlari anlat icip icip guzellestigimiz yerleri............
rockcilari hani o ustu basi yirtik gunleri milyonlarla gecen hani
keyfine gitar kiran esrarengiz tipleri zaten onca esrarengizligin icinde
bizler neydik ki hangi karesiydik o siyah beyaz filmin...........dar ve
tas sokaklari anlat.... o kentin isimlerini..... hatirlarmisin biri 5 telsizdir bir digeri tepebag  ve fulya sokak ve esra ve ozlem ve fatma
ve emine ve mizgin..........sonra kitapcilari anlat ust katina cikip aldigi kitaplar ustune sohbet eden cay icen cocuklari her birinin zihni birer dag yanginidir simdi ceylanlari           fosildir ............................ sevincleri kundaklanmistir


kadikoyu anlat o ses cumbusunu ....agitlatla buyuyen bizler hangi
sarkilarin sozcuklerindeydik o renk kusagini anlar butun renklerin bir araya gelip renksizlige yurudugu mekani icine edilmis etik felsefesinin
can cekistigi ozgurluk kamuflesi altindaki sarlatanlari..............
eyup sultanla arasindaki farki anlat ornegin muzik okullarini.humanist dernekleri,kalabaliklar icindeki yalnizligimizi, ayakkabimizin uzerindeki tozu kabul ezmeyen vitrinleri dolup tasan o stadi anlat dolup tasan isyanlarin korlesmis avutulmus  korolasmis ofke irmaklarini anlat....

18/3/2006

portakal

                               ercan bir sevgilidir
                               sevdikçe terk edip giden


         yağmur yağıyor,
         galata dibi kerhanelerinin önüne
         yokuş başlarını işgal etmiş
         esmer,yanık tenli
         erzumlu,sivaslı,kayserili ameleler
         geçiyorum önlerinden
         siyah bir acı
         önüme seriliyor
         yüzüme bakarken bir fahişe

         galatadan şeş ü penç sesleri yankılanıyor
        ''yenen hep sen ol bu oyunda''diyen sevgilinin
         sözlerine yağmur yağıyor
         tünele yığılıyor kalabalıklar
         bir kent üzerime geliyor
         çekilmesem beni ezecekler
         herbirinin yüzünden düşen bin istanbul
         istanbula yağmur yağıyor

         şimdi motora binmiş olmalı
         beşiktaştan üsküdara gidilmeli
         balığın üstünde gögün altında
         sert esen bir poyraza
         üşünmeli

         okundu; dolar 1,650,000
         mark 747.000
         gene okundu,gene okundu
         yarın ekmek ne kadar
         yarın çay ne kadar
         portakal ne kadar
         alıp başımı uzaklara gideyim desem
         bir yağmur beni
         başka bir şehirde yine yıkar

         nicedir akşam kara bir kefen gibi geriliyor
         sabah mı gece mi
         ben anlayamıyorum
         üç gündür yağmur yağıyor
         bu damların,ağaçların,yolların üzerine
         sular alıp götürüyor sanıyorum
         elimi,yüzümü,ayaklarımı
         günlerdir dökülüyor her yanım

         sekerek yürüyorum
         sokak taşlarının üzerinden
         köpek ürümeleri inletiyor
         her yanımı
         tutunsam bir sarmaşığa
         tutunsam bir turunca güze
         bende severim belki
         yagmurun kendisini

         yağmurun rengine boyuyorum
         acının sevinçini
         dün bildiklerimi bugün unutuyorum
         yorgunum sözlerim eskidi
         bir testi kırılıyor
         suyum boşalıyor
         suyla gidecek ben değilim

         ercan çok uzaklarda şimdi
         bilmem bu yağmur ona da değer mi
         sinema önleri,bilet gişeleri
         annesine tutunmuş bir çoçuk soruyor
         erkekler birbirini sever mi?



18/3/2006

ya basta!

 

                                 Tüm gökler ve topraklar için, onlara tahakküm edenleri bir defada değiştirmek -bunu yapabilmek için, biz isimsizler, yüzü olmayanlar, kendini ele verenler, 'profesyonel umutlular', biz, dağda olanlar, adımları karanlık olanlar, biz, saraylarda sesi olmayanlar, özel arazilerde yabancı olanlar, her zaman ölü olanlar, tarihin mülksüzleri, vatansızlar, geleceksizler, taze öfkenin sahipleri, keşfedilmiş hakikatin sahipleri, nefretin uzun gecesine uzanmış olanlar, sahici kadın ve erkekler... En küçükler... En onurlular... En sonuncular... En iyiler.Bize şimdi gereken şey,sözlerimizi içeriye alabilsin diye kardeş kalbin kapısını açabilmektir.'
Yüzü olmayan adamlar böyle konuştular, ellerinde ateş yoktu ve sözleri açıktı, dolambaçsızdı. Gündüz geceye yeniden taşınmadan gittiler ve toprakta sadece şu sözler kaldı: 'Artık Yeter! '

18/3/2006

AL bu dertten yüreğimi yağmurlara sal....

hayat bu fazla aldanmamak gerek..an gelir çıplak ve korunmasız hayatın oklarına karşı savunmasız kalınır.ne aklın öğretilerinden imbiklenen deneyimler kar eder ne sonsuz bilmelerin dahice alimliği.an geliyor işte en çok yaslandığınız hayatlar teker teker bir kin bulaştırırcasına ustaca siliyorlar sizi hayatlarınızdan..herkes ve herşey yalanın koynunda şeytana azap biçiyor..usta bir cambazın bile hareket edemeyeceği iplerde sizin tüm benliğinizi sunduğunuz yaşamlar onlara nazire yaparcasına tramble atma becerelerini sergiliyorlar...
sevmişsinizdir..hemde tutkunun,şehvetin sınırlarına uzanarak o ilk duyumsama anın ilk fitili hala içinizin ceperlerini dinatmitlemeye hazır haliyle...o da burda olsaydı,bu sözleri o da duysaydı,bu parcayı mutlaka o da dinlemeliydi belki bu yemekte onun tuzu olmalıydı sayıklamalarıyla zamanınızı o başkasına ayarladıklarınız an geliyor işte ustaca sizi silebiliyrolar..neyle muhakkeme edebilirsiniz kendinizi neyle yargılayabilirsiniz..o bıktırıcı ve kahredici soru iner hayatınıza''neden bunu hakedecek ne yaptım..
sizin hala elinizin altında göstermediğiniz kartlarınız yoksa bu oyunu baştan kaybetmişsinizdir..en başından sonu ayrılık hüzzamlarına gark edecek bir mağlubiyette bile bile lades demişsinizdir..sizin sadece bir yüzünüz varken yaşama karşı kimbilir karşınızdaki kaç yüzle karşılamakta hayatına aldıklarını..siz bu yolculukta onunla yol aldığınızı düşünürken o ise daha en başından sizi bırakmışdır..bilmezsiniz,anlamazsınız ..hayat bilir hayat anlatır..hayat bildiğini mutlaka sizede öğretir.
gecmiş olsun demekten başka teselliye gerek yok..zaten sefiller her dönemin romanı ömrümüzün.yangında ilk bırakılacak hayat sizinki..kaybetmenin ve kazanmanın pusulasında yol alan hayatta hala harici kalabilmeyi becerecek kadar peygamberlik vasıflarına haiz değilseniz bu sacmalığa hiç aldanmayın.aşk diye bir yurt varsa bilen geri gelsin...yediğiniz kazıkların toplamıdır tüketim toplumunda aşkın karşılığı.bilmiyordunuz öğrendiniz..gecmiş olsun şimdi sizden gecen mutlaka bir zaman sonra ondan da gececektir..herkesin eze eze yükseldiği aşk kulelerinde ne yazık ki altta kalanın canı cıkmıyor,üste çıkanın benliği parcalanıyor..siz iyisimi doğarken de yalnız olduğunuzu anımsayın belki bir umut huzumesi içinize doğar.hayat bu hiçbir şey fazla kaale almaya gerek yok bazen yazgınızı bile.isanın araftayken yanılsamasının ifadesi yeter bize..
Tanrım neden beni yalnız bıraktın...
tanrının bile çekip gittiği hayatlarınıza kalıcılık mührünü kim basabilir...alın bu dertleri yağmurlara sürün...

18/3/2006

EMMA GOLDMAN

Emma Goldman, ailesinin küçük bir han işlettiği Rusya'daki bir Yahudi gettosunda 1869'da doğdu. Onüç yaşındayken, ailesi St. Petersburg'a taşındı. Bu tam da Alexander II'nin suikaste uğradığı ve siyasi baskıların yaşandığı bir dönemdi. Yahudi topluluğu bir kıyım dalgasıyla karşı karşıyaydı. Zamanın ciddi ekonomik güçlükler, St. Petersburg'a taşınmasından altı ay sonra Emma Goldman'ın okulu bırakarak fabrikada çalışmaya başlamasına neden oldu.

Oradayken Goldman'ın eline, kitabın kahramanı Vera'nın nihilizme yöneldiği ve cinsiyetler arasında eşitliğin ve dayanışmacı bir çalışmanın olduğu bir dünyada yaşadığı, Cherychevsky'nin "Ne Yapılmalı"sı geçti. Kitap, Goldman'ın daha sonraki anarşizminin başlangıç halindeki bir kabataslağını sunar, ve onun kendi yaşamını istediği gibi yaşama kararlığını güçlendirir.

15 yaşındayken babası onu evlendirmeye çalışır, ancak bunu kaul etmez. Sonunda üvey kızkardeşi ile beraber Rochester'daki kızkardeşinin yanına gönderilmesine karar verildi. Goldman, Amerika'nın bir Yahudi göçmen için hiç de vaat edilen bir fırsatlar ülkesi olmadığının farkına varır. Goldman için Amerika'nın anlamı, terzi olarak yaşamını sürdürdüğü gecekondular ve kötü çalışma koşulları demekti.

Goldman'ı anarşizme çeken ilk şey Chicago'daki Haymarket Meydanı trajedisinden yükselen haykırışlardı. İşçilerin 8 saatlik iş günü için gösterisi sırasında polis kalabalığının arasına bir bomba atılmıştı. Nihayetinde dört anarşist asılmıştı. En zayıf delillerle mahkum edildiler; mahkemede yargıç açıkça "Haymarket bombalamasına neden olduğunuz için değil, Anarşist olduğunuz için yargılanıyorsunuz" diyordu.

Emma Goldman olayları ilgiyle izledi ve asılmaların yaşandığı gün bir devrimci olmaya karar verdi. O zaman Goldman 20'sindeydi ve 10 aydır bir Rus göçmenle evliydi. Evliliği yürümedi ve ondan boşanarak New York'a taşındı.

Orada Almanca olan anarşist bir gazetenin yöneticisi olan Johann Moss ile arkadaş oldu. Moss, onu koruması altına almaya karar verdi ve onu bir konferans turnesine gönderdi. Moss, Goldman'dan sekiz saatlik iş günü kampanyasının yetersizliğinden bahsetmesini istedi. Kapitalizmin tamamen yıkılmasını talep edilmesi gerektiğini savundu. Sekiz saatlik işgünü kampanyası yanlızca bir saptırmaydı. Goldman halk toplantılarda bu mesajı hakkıyla aktardı. Ancak, Buffalo'da yaşlı bir işçi şu soruyla ona meydan okudu; "Onun yaşındaki bir adam ne yapacaktı? Muhtamelen kapitalizmin yıkılmasını göremeyeceklerdi. Nefret edilen işten belki bir iki saatlik kurtuluşu da elde edemezler miydi?".

Bu karşılaşmayla, Goldman daha yüksek ücretler ve daha kısa çalışma saatleri gibi belli iyileştirme çabaların bırakın saptırma olmayı, toplumun devrimci dönüşümünün bir parçası olduğunun farkına vardı.

Goldman giderek Moss'dan uzaklaştı ve rakip Alman "Die Autonomie" dergisiyle daha fazla ilgilenmeye başladı. Burada Kropotkin'in yazılarıyla tanıştı. Peter Kropotkin'in vurguladığı ve onun da sahip olduğu bireyin Özgürlüğüne inanç ile insanoğlunun toplumsal yeti ve karşılıklı yardımlaşmaya olan eğilimini dengelemeyi amaçladı. Kişisel özgürlüğe bu inancı, genç bir devrimciyle dans ettiği, [ve bu genç devrimcinin] ona bir ajitatör yerine bir dansçı olması gerektiğinin söylediği bir hikayede dikkati çeker. Goldman şunları yazıyordu: "Davamızın benim bir rahibe olarak davranmamı ve hareketin de bir manastıra dönüşmesi gerektirdiğini beklememeliyiz. Eğer bu anlama gelecekse, ben bunu istemiyorum. Ben özgürlük, kendini ifade etme hakkını, herkesin güzel ve parlak şeylere sahip olması hakkını istiyorum".

İlk zamanlarda Goldman eylemli propaganda düşüncesini destekledi. 1892'de Alexander Berkman ile beraber, Homestead Pennslyvania fabrikasındaki grevi silahlı muhafızlarla bastıran Henry Clay Finch'e suikast düzenlemeyi planladılar. Hatta silah satın almak için para biriktirmek üzere başarısız bir şekilde fahişe olarak bile çalışmayı denedi. Onlar bir tiranı, bu zalim sistemin bir temsilcisini öldürerek, halkın bilincin attırılacağına inanıyorlardı. Bu gerçekleşmedi.

Berkman Finch'i ancak yaralayabildi ve 22 sene hapis cezasına çarptırıldı. Goldman, ahlakın sonuçlarla değil güdülerle ilgili olduğunda ısrar ederek, girişilen bu suikastı açıklamaya ve haklı çıkarmaya çalıştı. Devrim sonrası Rusya'daki dönemde, amacın araçları haklı çıkardığı [şeklindeki] inancını tekrar ortaya koymuştur; ancak buna daha sonra değineceğim.

Berkman'ı savunması onu damgalanmış bir kadın yaptı ve konuşmalarına devamlı olarak yetkililerce müdehale edildi. 1893'de, işsizleri "zor kullanarak" ekmeklerini elde etmeye sevk ettiği suçlamasıyla tutuklandı ve Blackwell Adası hapishanesinde bir yıllık bir cezaya çarptırıldı.

Doğum kontrolü ile ilgili broşürler dağıtmak yüzünden ikinci kez tutuklandı; ancak en uzun hapis cezasına "Zorunlu Askerliğe Hayır" birliğini kurması ve Birinci Dünya Savaşına karşı gösteriler düzenlemesi nedeniyle çarptırıldı. Goldman ve Berkman 1917'de zorunlu askerlik çağrılarını engellemekten tutuklandılar ve iki yıl hapse çarptırıldılar. Bunun üzerine vatandaşlıktan ayrıldılar ve diğer istenmeyen "kızıllar"la beraber Rusya'ya sınırdışı edildiler. Onun sınırdışı edilme celsesini yöneten J. Edgar Hoover onu "Amerika'daki en tehlikeli kadınlardan birisi" olarak nitelendiriyordu.

Sınırdışı edilmesinin olumlu yanı ise, Rus Devrimine ilk elden tanıklık yapabileceği Rusya'ya serbest bir bilet almış olmasıydı. Goldman, 1inci enternasyonal'de anarşizmle yaşanan çatışmanın kalıntılarını gömmeye ve Bolşevikleri desteklemeye hazırlanmıştı. Ancak, Goldman ve Berkman, 1919'da tüm ülkeyi gezerken gördükleri çoğalan bürokrasi, siyasi baskı ve zorunlu emek karşısında dehşete kapıldılar. Kopuş noktası, 1921'de Kronştad denizcileri ve askerlerinin Bolşeviklere karşı ayaklanması ve grevdeki işçilerle dayanışmasıyla oldu. Kızılordu ve Troçki'nin saldırısına maruz kalarak ezildiler. Aralık 1921'de Rusya'yı terk eden Goldman bulgularını iki çalışmada ortaya koydu --"Rusya'daki Hayal Kırıklığım" ve "Rusya'daki İlave Hayal Kırıklığım". Şöyle diyordu; "Tüm tarih boyunca otorite, hükümet ve devlet, daha önce bu kadar içsel olarak statik, gerici ve hatta karşı-devrimci olmamıştı. Kısacası, devrimin bizzat anti-tezi".

Rusya'da geçirdiği zaman, onun amaç aracı haklı çıkarır şeklindeki eski inancını yeniden değerlendirmesine yol açtı. Goldman şiddetin toplumsal dönüşüm sürecininde zorunlu bir şeytanlık olduğunu kabul ediyordu. Ancak, Rusya'daki deneyimi onu bir ayrım yapmaya zorladı. Şöyle yazıyordu: "Geçmişte her büyük siyasi ve toplumsal değişimin şiddeti gerektirdiğini biliyorum ... Ancak bir çarpışma sırasında savunma aracı olarak şiddete başvurmak bir şey. Terörizmi bir ilke haline getirmek, onu kurumsallaştırmak, ona toplumsal mücadelede en hayati yeri vermek bambaşka bir şey. Böylesi bir terörizm karşı-devrimi besler ve sonuçta kendisi giderek karşı-devrim haline gelir".

Bu görüşler, Rus Devrimi'nin bir başarı olduğuna hala inanmak isteyen radikaller arasında popüler değildi. Goldman 1921'de Britanya'ya göç ettiğinde, Bolşevikleri suçlamakta neredeyse tek başına kalmıştı ve konuşmalarına çok az kişi katılıyordu. 1925'te sınırdışı edilebileceğini duyan Gallerli bir madenci, Britanya vatandaşlığı edinmesi için ona evlenme teklif etti. Britanya pasaportu ile Fransa ve Kanada'ya seyahat edebiliyordu. Hatta 1934'de ABD'ye bir konferans turu düzenlemesine bile izin verildi.

1936'da, İspanyol Devrimi'nin patlak vermesinden birkaç ay önce, Berkman intihara teşebbüs etti. Goldman, 67 yaşında, mücadeleye katılmak üzere İspanya'ya gitti. Liberter gençlerin gösterisinde şöyle diyordu; "Devriminiz, anarşizmin kaosu temsil ettiği sanısını ebediyen yıkacaktır". 1937'de CNT-FAI'nin koalisyon hükümetine katılmasını ve savaş çabası uğruna komünistlerin gücünü arttıracak tavizler vermesini onaylamadı. Ancak anarşistlerin hükümete katılmasını ve askerileşmeyi kabul etmesini kınamayı reddetti, çünkü bunun alternatifinin o dönemde komünist bir diktatörlük olduğunu hissediyordu.

Goldman 1940'da öldü, ve Chicago'da kaderleri yaşamının akışını değiştiren Haymarket Şehitlerinin yakınına gömüldü.

Emma Goldman, ardında anarşist düşünceye önemli katkılar bıraktı. Özellikle, daha önceleri ilk anarşistlerce ancak ipuçları ortaya koyulan, cinsiyet siyasetini anarşizmle birleştirmesiyle hatırlanır. Goldman, kadınların doğum kontrolü hakkı için kampanyalar düzenledi ve bu yüzden hapse girdi. Siyasi çözümün cinsiyetler arasındaki eşitsiz ve baskıcı ilişkilerden kurtulmak için yeterli olmadığını öne sürdü. Değerlerin, özellikle de kadınların kendi aralarında, muazzam bir şekilde değişmesi gerekmektedir. Kadınların bunu yapabileceklerini savunur:

"İlk olarak, kendilerini bir seks metası olarak değil, kişilik [sahibi bireyler] olarak değerlendirerek. İkincisi, kendi bedeni üstünde kimsenin hak iddia etmesini kabul etmeyerek; Tanrı, devlet, toplum, koca, aile vb.'nin hizmetkarı olmayı reddederek; kendi yaşamını daha basit, ancak daha derin ve zengin yaparak. Yani, tüm karmaşıklıklarıyla yaşamın anlamı ve içeriğini kavramayı deneyerek, kendini kamusal görüşün ve kamusal kınamının [dışlamanın] korkusundan kurtararak. Kadını seçim sandıkları değil, ancak anarşist devrim özgürleştirecektir; [anarşist devrim] onu Dünya'da daha önce görülmemiş bir güç, özgür erkekler ve kadınların oluşmasını sağlayacak kutsal ateşten bir güç haline getirecektir".

« Önceki ::